SERENAD


Yeşil pencerenden bir gül at bana 
Işıklarla dolsun kalbimin içi. 
Geldim işte mevsim gibi kapına, 
Gözlerimde bulut, saçlarımda çiğ. 
Açılan bir gülsün sen yaprak yaprak 
Ben aşkımla bahar getirdim sana. 
Tozlu yollardan geçtiğim 
Uzak iklimden şarkılar getirdim sana. 
Şeffaf damlalarla titreyen ağır 
Goncanın altında bükülmüş her sak; 
Senin için dallardan süzülen ıtır, 
Senin için yasemin, karanfil, zambak... 
Bir kuş sesi gelir dudaklarından 
Gözlerin gönlümde açar nergisler, 
Düşen bin öpüştür yanaklarından 
Mor akasyalarla ürperen seher. 
Pencerenden bir gül attığın zaman 
Işıklarla dolacak kalbimin içi.. 
Geçiyorum mevsim gibi kapından, 
Gözlerimde bulut, saçlarımda çiğ

 

1939

Bin dokuz yüz otuz dokuz: 
Karanlıkların içinde 
Ölülerle yaşıyoruz. 

Puslu havayı sever kurt; 
Kaplamakta gökyüzünü 
Kurşundan ağır bir bulut. 

Her şey uyuduğu zaman 
Kıracak zincirlerini 
Gecede uyanık duran

 

 

AYIŞIĞI 

Yüzün beyaz, abajur yeşil, gece mor; 
Esrimiş kalbim, şarkısını söylüyor. 
Her yanın avuçlarıma dökülüyor 
Çeşmeden akan suyun berraklığında. 

Dolaşan bir dudak mı var saçlarını? 
Ay tırmanıyor zeytin ağaçlarını. 
Sürü bulutlar gece yamaçlarını 
Otlayıp yayılıyor gök kırlığında. 

Üzerinden örtüyü mü çekti bir el? 
Gece ayaklarından akıp giden sel; 
Seyrine doyulmuyor ruhunun, güzel 
Bu manzara gibi, bu ayışığında... 

Yeniden yarattı seni gizli bir el!

 


 
KAR 


Kardır yağan üstümüze geceden,
Yağmurlu, karanlık bir düşünceden,
Ormanın uğultusuyla birlikte
Ve dörtnala dümdüz bir mavilikte 
Kar yağıyor üstümüze, inceden.

Sesin nerde kaldı, her günkü sesin,
Unutulmuş güzel şarkılar için
Bu kar gecesinde uzaktan, yoldan,
Rüzgâr gibi tâ eski Anadolu'dan
Sesin nerde kaldı? kar içindesin!

Ne sabahtır bu mavilik, ne akşam!
Uyandırmayın beni, uyanamam.
Kaybolmuş sevdiklerimiz aşkına,
Allah aşkına, gök, deniz aşkına
Yağsın kar üstümüze buram buram...
Buğulandıkça yüzü her aynanın
Beyaz dokusunda bu saf rüyanın
Göğe uzanır - tek, tenha - bir kamış
Sırf unutmak için, unutmak ey kış!

Büyük yalnızlığını dünyanın.

 FAHRİYE ABLA 

Hava keskin bir kömür kokusuyla dolar 
Kapanırdı daha gün batmadan kapılar 
Bu afyon ruhu gibi baygın mahalleden 
Hayalimde tek çizgi bir sen kalmışsın sen! 
Hülyasındaki geniş aydınlığa gülen 
Gözlerin , dişlerin ve akpak gerdanınla 
Ne güzel komşumuzdun sen fahriye abla 

Eviniz kutu gibi küçücük bir evdi 
Sarmaşıklarla balkonu örtük bir evdi 
Güneşin batmasına yakın saatlerde 
Yıkanırdı gölgesi kuytu bir derede 
Yaz kış yeşil bir saksı ıtır pencerede 
Bahçede akasyalar açardı baharla 
Ne şirin komşumuzdun fahriye abla 

Önce upuzun sonra kesik saçın vardı 
Tenin buğdaysı , boyun bir başak kadardı 
İçini gıcıklardı bütün erkeklerin 
Altın bileziklerle dolu bileklerin 
Açılırdı rüzgarda kısa eteklerin 
Açık saçık şarkılar söylerdin en fazla 
Ne çapkın komşumuzdun sen fahriye abla 

Gönül verdin derlerdi o delikanlıya 
En sonunda varmışsın bir erzincanlıya 
Bilmem şimdi hala bu ilk kocandamısın 
Hala dağları karlı erzincandamısın 
Bırak geçmiş günleri gönlüm hatırlasın 
Hatırada kalan şeyler değişmez zamanda 
Ne vefalı komşumuzdun sen fahriye abla

 

 

 GECE 

Ah, sen ey, ölüm kadar sonsuz olan 
Ve dar bir tabut gibi rahat uyku! 
Islak geceyi örtün kalbim, uyu! 
Artık uykuyla tek başına kalan 

Ruhum gemiler uğramaz bir liman 

Bir tanrı gibi her tarafta korku; 
İşliyor bütün saatler kurmadan, 
Dışarda yağmur yağıyor durmadan, 
Görmüyor pencereler sonsuzluğu. 

Beni dibine çeker misin kuyu! 

Bitti gücüne güvendiğim zaman, 
Gökler yakın bir ayrılıkla dolu; 
Aynasında yüzüm dalgalanan su, 
Nağmesine vurgun olduğum umman. 

Al beni rüzgar! Kül et beni volkan! 

Toprakta o baş döndürücü koku 
Ve ölüm, gece ucundaki çoban. 
Gel yetiş, ey pişmanlık! İşte yaman 
Bir gecedir, yaman bir gecedir bu. 

O derin gözlerin ne güzel, puhu!

 

RÜZGAR

Bu ne yeşil, ne mavi bu, ne sarı? Yolumuzda. 
Nasıl koyup gitmeli bu denizi, bu kırları? 
Uğulda, uğulda, uğulda sonbahar rüzgârı, 
Bir dal kırabilir misin bakalım, gönlümüzde? 

Bu şarkılar, bu hâlis sözler varken, dilimizde.

 

BEN BİR YILDIZIM 

Ben bir yıldızım yıldızlar ortasında, 
Sağa bakarım, sola bakarım, eyvah, 
Yapayalnızım yıldızlar ortasında. 
Bir bitmez düzelikte akşamla sabah. 

Alabildiğine bana vermişler, “al! ” 
Dayanılmaz boşluğuyla bu evreni 
“Bu gerçek, bunu al! Bu düş, bunu da al! ” 
Ne ki varsa, bana yazılmış nedeni. 

Mutluyum, bu güzel, bu tek yıldızlıkta; 
Milyonlarca sunu, adak sana, tanrım! 
Ama kalbim çatlayacak yalnızlıkta, 
Hiç olmazsa bir ayna ver bana, tanrım!

 

ADAMLAR 

Sönmüş saçlarında son damla ışık, 
Bir düş'ün içinde gibi her akşam 
-Ve yüzleri duman kadar dağınık- 
Geçer bu sokaktan binlerce adam. 

Umut gözlerinde ölü bir bakış, 
Çığlık bir bükülüş dudaklarında; 
Bulamadıkları nedir ki, yaz kış 
Dolaşırlar şehrin sokaklarında? 

Sanki yalvaran bir duadır onlar, 
Belki tanrılara açık vesvese, 
Bir nehir. Bu nehir her akşam akar 
Derinden ruhları çağıran sese.

AĞIT

Bir sevdiğim güzel vardı, bu evrenden vazgeçti; 
Sevdiğini yitirenin hali nice olur belli. 
Fidan boylum, güvercin bakışlım, şimdi n'etmeli? 
Sevip koklamadım, doyamadım; benden vazgeçti. 

Benim varımdı o, benim tadım, benim ereğim; 
Direğimdi, kırıldı da çöktüm, bir oldum yerle. 
Çığrış canım, kuşlarla, böceklerle, bitkilerle; 
Gel sevdiğim, gel güzelim, gel gülüm, gel direğim! 

Rüzgarlar üşüttü onu, kuzeyden esen yeller, 
Boz bulutlar öyle benzini soldurdu, dert değil. 
Bir sanırım, bu sümbül o sümbüldür! elbet değil. 
Nazlı çiçeklerle bile açmaz onu bu iller. 

Bu gamlı güz akşamı, yola düşmüş hali midir? 
Edalı boyuna göz mü değdi, dil mi uzandı, 
Ya ala gözlü görke yüzünü kimler kıskandı, 
Üzerine eğildiği sular vebalı mıdır? 

Garip kişi! gez git gayrı bu dağları dul, mahzun. 
Bu dağların güzeliydi o, güzellerin hası. 
Elbet garib olur garip kişinin yavuklusu; 
Büker de boyuncağzını kor gider melul mahzun...

 

 

AYNALAR

Gençliğimi kaybettim birtakım odalarda; 
Kaybolan gençliğimi aradığım aynalarda 
Ölüler dolaşıyor böğürlerinde elleri, 
Aynı şeyi arayan akraba hayalleri. 
Yalnız bir taze kadın yaşlılığı arıyor; 
Yaşlılığım, yaşlılığım! Diye yalvarıyor. 
Sırları dökülüyor baktığı aynaların; 
Söndürüp yürüyor bir bir aynaları kadın.

 AYRILIŞ 

Gün batıyor, gün batıyor, 
Veda etsem hepinize. 
Ufuk kanlı bir denize 
Dönüyor, sizi bıraksam. 

Gün batıyor, gün batıyor, 
Evimi, eşyamı, paramı 
Nem varsa yaksam ve bir an 
Kaybetsem kara bir duman 
Arkasında hafızamı, 

 

 

 BAHAR ŞARKISI

Titrek bir damladır aksi sevincin 
Yüzünün sararmış yapraklarında 
Ne zaman kederden taşarsa için 
Şarkılar taşırsın dudaklarında. 
İşlerken hülyama sesten örgüler 
Bir çini vazodan dökülen güller 
Gibi hülyada fecirler güler 
Buruşmuş bir çiçek parmaklarında. 

Gözlerin kararan yollarda üzgün, 
Ve bir zambak kadar beyazdı yüzün; 
Süzülüp akasya dallarından gün 
Erir damla damla ayaklarında. 

Sesin perde perde genişledikçe 
Solan gözlerinden yağarken gece 
Sürür eteğini silik ve ince 
Bir gölge bahçenin uzaklarında. 

Sen böyle kederden taştığın akşam 
Derim dudağında şarkı ben olsam 
Gözlerinde damla, içinde gam 
Eriyen renk olsam yanaklarında

 

BEN BİR YILDIZIM 

Ben bir yıldızım yıldızlar ortasında, 
Sağa bakarım, sola bakarım, eyvah, 
Yapayalnızım yıldızlar ortasında. 
Bir bitmez düzelikte akşamla sabah. 

Alabildiğine bana vermişler, “al! ” 
Dayanılmaz boşluğuyla bu evreni 
“Bu gerçek, bunu al! Bu düş, bunu da al! ” 
Ne ki varsa, bana yazılmış nedeni. 

Mutluyum, bu güzel, bu tek yıldızlıkta; 
Milyonlarca sunu, adak sana, tanrım! 
Ama kalbim çatlayacak yalnızlıkta, 
Hiç olmazsa bir ayna ver bana, tanrım

 

KARA GÖZLERİN 

Kara gözlerindeki umut 
Siyah saçları kadar karamsardı 
ve kadere küsmüştü O, bir kere 
Sevgiyi öldürdü diye... 
Sanki ona uzanan ellerde 
Keskin bir bıçak 
Ha vurdu ha vuracak 
Bu, benim karanlıklarım, 
Bu benim sırlarım diyor hep 
Bir gün gelecek 
Şefkatle kollarına saracaklar... 
Asılsız sevgilerdi onu yıkan aslında 
Umutları umduğu gibi çıkmamış 
Beklentileri hep korkuları olmuş 
Sanki bütün hayatı, 
Kupkuru bir odadaymış kopamadıklarıyla.. 
Gülüşleri bir sigara içimi zamanı kadar az 
Her nefeste biraz daha kısalırken 
Bütün beklentileri 
Duman duman uçuyorlardı. 
Kurallar koymak isterken dostluklarına, 
Kuralları bozduğunun farkında değildi aslında... 
Şimdi o gözlerde, 
Vakitsiz yağan yağmurlar var, 
Hasat mevsimi bitmiş bahçelere 
Sağnak sağnak yağacaklar., 
Belki gönlünde gökkuşağı açacak 
Ama, altından çocuklar geçmeyecekler. 
Su yerine zehir akacak ırmaklarından, 
Hiç kimse içmeyecek... 
ya Ben, 
Şimdilerde bir bağ bozumu hüznü var içimde, 
Üzümlerim gazap üzümü 
Şaraplarımsa gözyaşları... 
Sen güz güneşinde, sanki kanadı kırık bir kuş, 
Konmuştu bahçeme, 
Ona şefkatle eğilirken 
Pır diye uçtu birden 
Kırık sandığım kanatlarındaki sahtelik, 
ve inancımla birlikte.

YAĞMUR GÜL VE ELLER 

Yel yapraklarımı savurur, 
Dört yanım yağmurla örtülü; 
Güz vaktim gerçek ya, ne yağmur! 

Kafamda hep bir uykusuzluk 
Ve masamda bir düşler gülü, 
Gecenin içinde, soyunuk. 

Ve bir düşünce arasında 
Ellerim; beyaz, boş ve bencil, 
Bu gül’le gece arasında, 

Kopmuş gidiyor dallarımdan... 
Hayır, başımdan yana değil 
Uykusuzluğum, ellerimden.

 

SEN VE GÖKYÜZÜ 

Bir güzelim sensin, bir de gökyüzü, 
Gerisi denizler ötesi, hepsi. 
Gökyüzüyüm gündüzüyle, gecesiyle, 
Sen güzelim aşkıyla, neşesiyle 
Uyumlu, esgin, el ele, ikiniz, 
Mutlarla bezer, gönendirirsiniz 
Ömrümü, kıyısında bir akşamın. 

Bu kutlu anlarında yaşamamın 
Solumayı bile unutuyorum; 
Sanki ölümsüzlüğü tutuyorum! 
Ya o gökyüzü; öylesine mavi 
Üstümüzde, öylesine ebedi 
O gökyüzü ve öylesine gerçek; 
Büyük, büyük, büyük, kocaman çiçek.

 

HATIRA 

Dün, bir gölge gibi geçti yanımdan 
Oydu, bir bakışta tanıdım onu; 
Rüyalarıma tayf halinde konan, 
Peşime bir korku gibi düşen o. 

Bazı yapraktı, bazı bir rüzgâr. 
Dolardı aydınlık olup, odama. 
Bahçemde süzülür giderdi bahar 
Sabahının fecri vururken cama. 

Ayakları kumda bırakmadan iz 
Yanıma geldiği hep gecelerdi; 
Sanki bir lahitten kalkar ve sessiz 
Uzak bir maziye dönüp giderdi. 

Bir avuç ışıktı incecik yüzü, 
Gözleri geceler gibi derindi; 
İçine başımın her an düştüğü 
Avuçları sudan daha serindi. 

Geçerken dün yoldan, ruhumu saran 
Bir gölge halinde ve ağır ağır; 
Tanıdım; o, yâdı hoş zamanlardan 
Seven ve yaşayan bir hatıradır.

 

 TESTİ 

Dolu bir testi idim ben, 
Baş aşağı ettiniz beni; 
Eh, boşalıverdim derken... 
İyi mi ettiniz yani? 

Sevgiler vardı içimde 
Ezgiler vardı, iyilikler... 
Boşaltıverdiniz, hem de 
Düşürüp kırmaktan beter. 

Hoş, yine bir testiyim ben, 
Yine varım ama bomboş...